O adam…
ne kafasını koyacak yastığı
ne arayanı, ne soranı
kış ortasında yazlık bir ceket…
onun en büyük varlığı.
ne bugünü…
ne yarını…
dünden gizli yalnızlığı
bin kitaba bedel bakışları
onun duruşunda saklı Adamlığı
(alıntı)
Bak yeşil yeşil
Kapat gözlerini kimse görmesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Gözlerin kimseye ümit vermesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Seni öyle sevdim ölürcesine
Tanrı’ nın yazdığı şiircesine
İçimden geçeni bilircesine
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Bestekâr : Mustafa Seyran
Güftekâr : Mehmet Erbulan
Düşen bir yaprak…
![]()
![]()
Düşen bir yaprak görürsen,
Beni hatırla demiştin.
Biliyorsun seni ben
Sonbaharda sevmiştim
Bir anlık düştür hayat…

Bir anlık düştür hayat.
Ve bir ağacın altında gölgelenmek kadar kısa. Nice güzellikler vardır, nice hasretler vardır henüz başlayan, nice sevdalar vardır kâinat kadar azametli. Hepsi; ama hepsi bir kaşık hüzünle noktalanmaya mahkûmdur. Bu dünya; gurûbların yarıştığı bir dünya. Tulûların gurûblarla tamamlandığı bir dünya. Her doğuş batışı, her batış bir doğuşu barındırır koynunda.
Hayat, hisseden gönüllere bir seraptır. Acıların tortulaştığı ömür için, günler salise olur, mevsimler saniye, seneler dakika. Yaşanan her güzellik, başlayan her sevdâ, ışık hızıyla geçer ömrün kenarından. İnsana yalnızca geçirdikleri arkasından buruk bakışlar kalır.
Gül Yaprağı
Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu.
Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.
Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi.
Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi.
Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu…
Aziz İstanbul
Aslında korkuyordum senden. Öylesine asil, öylesine güzel ve öylesine gösterişliydin ki, yanında varlık gösteremiyor, küçülüyor ve yok oluyordum. Tüm bunlar bir yana da asıl sorun, yürürken gururun düşse eğilip almayacak kadar mağrur oluşundu. Her zaman, her yerde seninleydik oysa ama sen bir kez olsun göz ucuyla bile bakmadın bana. Oynuyor muydun benimle, yoksa ben aşklarından birimiydim? Yeterince eğlendin mi peki? Ben yorgun ve ürkek adımlarla, aklım fikrim sende kaldırımlarını arşınlarken, hemen yanı başımda sen, o güzel dudaklarını gerip kıs kıs gülüyor muydun bana?
Elvedalarım Dönüşüm Oldu…
Günlerin esareti ile bir gün daha bitiyor…
Ne zaman başlamıştı, paslaşmalar ile tanışma faslı?
Günlerin acele etmeden, günü zor terk ettiği günlerdi.
Uzun sohbetlerin anısı büyüktü.
Arkadaşlık mıydı? Tanışıklık mı?
Yıllar öncesine dayanan geç kalınmış zamanların birlikteliği miydi? ..
Sözlerle dokunuşları içinde barındıran,
çocukluğa kadar uzanan masumiyetti ya da.
Birlikteliği kutsal kılan da buydu.
Artık suretler yoktu, yüzler belirgin değildi.
Mezar sessizliğinde olan ruhlar, ölmüşte dirilmek üzereydi.
Yavaş yavaş canlanıyordu duygular.
Cennetim Olur musun?

elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?
denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?
mihengim, turnusol kağıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?
….